Beni kendi halime bırakın demiş büyük Usta Turgut Uyar. “Hiç birinizle döğüşemem” diye de eklemiş. Döğüşemem. O hepimize iyi niyetle gülümsüyor. Turgut Uyar en iyi 10 şiiri sizlerle. Sezen Aksu’nun seslendirdiği Turgut Uyar’ın şiirinden uyarlama “Denge” şarkısıyla başlayalım.


10-Sibernetik

Üç kere üç dokuz eder
Bilirsin,
Birin karesi birdir.
Karekökü de bilirsin.
‘Mutlu aşk yoktur’,
bilirsin…

Ama baharda ya da dışarda,
Sonsuz göğün altında,
aşkın aşkla çarpımı,
garip bir biçimde,
hep sonsuzdur,
karekökü de yoktur…

Aşkın matematikle ya da diğer herhangi bir bilim dalıyla hiç bir alakası olmadığını bilirsin. “Mutlu aşk yoktur” onu da bilirsin. Ya sonsuza gitmeler seve sevile.Bilirsin…

Turgut Uyar 4 Ağustos 1927 günü Ankara’da doğdu. “Babam harita binbaşısıydı. Çalışkan bir adamdı, çok iyi bir hattattı. Ankara’nın Latin alfabesi ile ilk sokak levhalarını, geceler boyu çalışarak ilk o yazmıştı. Ölümünden on-on beş gün öncesine kadar çalıştı ve her akşam içti rakısını. Seksen yaşını aşmıştı öldüğünde. İstanbul’a göçtük. İlkokula orada başladım. “Hırka-i Şerif İlkokulu” ya da “19. İlkmektep”

 


9-Tomris

turgut uyar

senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz
kış gecesi amcamızdır bahar yakından kardeşimiz
alır başımı erzincan’a giderim seni düşünmek için
dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor
kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için

bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur
ne var ki ıslanır gider coskunluğum durmadan
durmadan
dağ biraz daha benden deniz her zaman senden
hiçbir dileğimiz yok şimdilik tarihten coğrafyadan

kimselere benzemesin isterim seni övdüğüm
seni övdüğüm zaman
güzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlarda
seni övdüğüm zaman

Böyle yazmış sevdiği kadın olan Tomris Uyar’a. O çingene kırlarda yalnız başına çok dolaştı. Büyük Usta Turgut Uyar’ın “bozuk bir saattir” dediği güzel yüreği olmasa bu şiirler çıkar mıydı ortaya.

İlk öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra Bursa Işıklar Askeri Hava Lisesini ve Askeri Memurlar Okuluna devam etti. Posof, Terme ve Ankara’da personel subayı olarak görev yaptı.

Turgut Uyar: ” “Asker okullarında hiç mutlu olmadım. Genellikle yatılı okullarda mutlu olan çocuk yoktur sanıyorum. Başkalarının, hatta somut başkalarının da değil de, hiç kavrayamadığım bir otoritenin belirlediği ve çoğu zaman saçma bulduğumuz bir şeyler yaşamak.”


8-Uzak Kaderler İçin

turgut uyar

Birgün, bir yağmurla garip garip
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Bir sevgiyle doymayacak kalbim, anladım
Alıp başımı gideceğim.

Asır yirminci asırdır, amenna
Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım
Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi
Uzaklar daha uzaklaşır
Bir define çıkarır gibi kayalardan,
Ademden beri
Sımsıcak sevgilere muhtacım.

Bir gün alıp başımı gideceğim
Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar…
Belimi bir ılık şal sarsın, mavi
Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız
Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin
Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.

Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde
Diyarı gurbette kanlı bir aşk
Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde
En uzak beyazlar,
En yakın ikindilerde, duygulu
Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam İçip içip ağlasam…

Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?
Herkesin derdinden pay isterken.
Uzak kaderlerin suları çağlar simdi
Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.

Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz, bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak

Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla,
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim.

“Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde…” demiş Büyük Usta Turgut Uyar. Kendi kaderinizden, başka insanların, uzak kaderlerine bir ikindi vakti, yağmurla birlikte…Başını alıp gitti çoktan Büyük Usta.


7-Senfoni

Önce sesin gelir aklıma
Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm
Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli!
Sonra cumartesi günleri gelir
Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum
Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak.
Kırk kere söyledim bir daha söylerim
Savaşta ve barışta karada ve denizde
Düşkünlükte ve esenlikte
Zamanımız apayrı bize göre
Yan yana olduk mu el ele
Aç kalsak ağlamayız biliyorum.
İçim güvercinleri okşamış gibi rahat
Sen yanımdayken ister istemez
Geniş meydanlarda akşam üstleri
Üst üste üç kere deniz üç kere çınarlar
Sen yanımdayken ister istemez
Uzak ırmakları hatırlıyorum.
Ara sıra düşmüyor değil aklıma
Yabancı kadınların sıcaklığı
Ama Allah bilir ya ne saklıyayım
Yanında ihtiyarlamak istiyorum.

“İçim güvercinleri okşamış gibi rahat!” Ne demeli şu mısranın güzelliğine? Sevdiğine Senfoni yazmış Turgut Uyar. Ah ne şanslı şairlerin aşık olduğu kadınlar!

“İlk aşkım, sarsıcı, hüzünlü, umarsız ilk aşkım o yıla rastlar. Bir mahalle arkadaşımın dayısının kızı. Onun da benden hoşlandığını sanmak istiyordum. Ne var ki, tek yabanlık pantolonumun tam cebinin üstünde kolay kolay saklanamayan bir yırtık vardı.”


6-Hizla Gelişecek Kalbimiz

turgut uyar

hizla gelişecek kalbimiz
kalbimiz hizla.
sürgünlerin umutsuzlugunda
kirik kalpler, yaralilar, onulmazlar
farksiz çarpanlarin umutsuzlugunda
ve köprü başlarinin umutsuzlugunda
ve köprü başlarinin umudunda.
sular bitse bile, çiçekler atilirken oralara
temiz bir ilişkinin bulutsuzlugunda
ve eski daglarda, eski daglarda kiş
kovalarken ülkesini
hizla gelişecek kalbimiz.
kendi öz hüznümüzün öz tarlasinda
bozkir dayanikliligimizin tarlasinda
kalbimiz
ellerimiz ayaklarimiz arasinda
ve kimsenin bölemedigi şarkiyi
güllerin, bugdaylarin ve acinin şarkisini
bir haziran uygulayacak sesimize.
sütçünün sesiyle birlikte
erkenci işçilerin sesiyle birlikte
söförün sesiyle birlikte
sabah baslamiş sarhoşlarin sesiyle birlikte
yaman sarhoşlarin sesiyle birlikte
ve yeni uyanişlarin ve yeni dogmuşlarin
ve herkesin ve herkesin
sesleriyle birlikte
bir haziran uygulayacak
kimse bölemiyecek ve kalbimiz
hizla gelişecek.

yikintilara karişan eski bir bahar
büyük olmaya elverişli bir bahar
eskiden yaşanilmiş ve her şeye ragmen
insanlara göre bir bahar
sularin kana kestigi yahut
sularin kana kestigi bir bahar.
hizla gelişecek kalbimiz
bir mavilik kalibinda
bir odada, en olagan bir odada
en sade, en insanca bir odada
bir kadinla bir erkegin oldugu bir odada
bir kadin bir erkegin
bir kadinla bir erkek oldugu
ellerin ve omuz başlarinin
birbirini buldugu.
birden gerçekligini algiliyarak
saat çalinca ve görünce güneşi
birden vazgeçilmezligini algiliyarak
önemli ve gerekli buluşunu kendini
birden hatirliyarak
gelecege hazirlayinca olanca gögüslerini
ve herşeye ve ölüme.kalbimiz
hizla gelişecek
çagimiza pek uygun bir hizla
gelişecek kalbimiz
(…)kalbimiz
yerin ve gögün altedilmez bir dirilikte oldugu
tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz.
kalbimiz
kalbimiz hizla gelişecek.

“İlk şiirim 1947 yılında Yedigün dergisinde yayımlandı. Çok önemsemedim. Heyecanlanmadım. O derginin şiir beğenisinin üst düzeyde olmadığı duygusu vardı içimde. Bir inat sorunuydu benimki. Sonraları, küçücük Kaynak dergisi ile inatlaşmaya başladım. Bir yıl sürdü. Başardım.”


5-Benim Pencerelerde Bekleyen

turgut uyar

Bütün pencerelerde bekleyen benim,
Ve
O çalmayan bütün telefonlarda
Aylardır konuşan da.
Kabul.
Bir kez yolda karşılaşalım
Onunla da avunacağım.
Adımı sesince duymaktan vazgeçtim,
Sesini duysam, susacağım.
Yel esiyor ama
Değirmen dönmüyor.
Kuraklık bu.
Adın ekmeğe dönüşmüyor..”

Bütün pencerelerde bekleyen adam: Turgut Uyar. Beklemenin şiirini yazmış bu seferde. Şair olmanın, büyük şair olmanın sihirbazlığı bu şiirde de karşımıza çıkıyor. Kuraklık bu! Adın ekmeğe dönüşmüyor….

“1948 yılında kur’a usulü tayinle Posof’a gittim. Yirmi bir yaşında, evli ve bir çocuklu olarak. Posof’a varışımızın ertesi günü, ilk maaşımı, işe geç başladığım için alamadım ve ilk kez borçlandım. Bakkala gidip kuru fasulye almak istedim. Yoktu kuru fasulye veya benzeri yiyecekler. Böylesi kıyı köşe yörelerde, herkesin kışlık yiyeceğini yaz ortalarında edindiğini öğrendim”


4-Geyikli Gece

turgut uyar

Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Herşey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.

Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak

Bir yandan toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Gladyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut dövüşerek
Geyikli geceyi kurtardık

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

‘Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı’
İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli…

Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.

Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar teoriler ışıtamaz yanını yöresini
Örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltuk altlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında..

Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
Salt yadsımak için sevmiyorduk
Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
Ne iyiydik ne kötüydük
Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı…

Ama ne varsa geyikli gecede idi
Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk
Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uyurduk

‘Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerleri gibi ay ışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben
Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayak ucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz
Borçları kefilleri bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum
‘Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum’

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

İşte karşınızda Turgut Uyar denince akıllara gelen en güzel şiirlerden bir tanesi: Geyikli Gece! Bir bulabilsek şu geyikli geceyi. Ömrümüz onu aramakla geçse de yine de bulabilsek dipsiz sandığımız karanlıkların ardından ışıl ışıl o geceyi!


Askerlik mesleğinin ona göre olmadığını düşünen ve severek yapmadığını dile getiren Turgut Uyar, istifasının ardından Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikalarının, Ankara şubesinde çalışmaya başlar. 1967 yılına kadar burada çalışan ünlü şair, emekli olduktan sonra Ankara’dan ayrılarak, İstanbul’a taşınır.  Öğrencilik yıllarında, ailesinin zoruyla bir evlilik yapar ve bu evlilikten üç çocuğu olur. Uyar’ın ikinci evliliği ise hepimizin bildiği o büyük aşkı Tomris Uyar ile olur.

“Her şeyden biraz kalır, diyor bir İtalyan atasözü. En inandığım doğrulardan biri. Söylemeden edemeyeceğim bir doğru da şu: Aşk söz konusu olduğunda, ikinci de, üçüncü de, sonuncu da ilk’tir.”

3- Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

İşte Türk şiirinin en güzel örmeklerinden bir tanesi Turgut Uyar gibi büyük bir ustanın kaleminden dökülmüş yazı dizinimize. Kendini yazmış büyük usta. “Hiçbirinizle döğüşemem” derken hayata karşı duruşunu ne de güzel anlatmış. Ama sizin adınız ne?

1963 yılında, Tütünler Islak şiir kitabı ile, Yeditepe Şiir Armağanı alır. 1975 yılında, eşi Tomris Uyar ile birlikte, Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’ne layık görülür. 1981 yılında Kayayı Delen İncir kitabı ile Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nün, 1984 yılında ise Büyük Saat kitabı ile, Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nün sahibi olur.


2-Acıyor

“Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
Sevgim acıyor

Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak

En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor

Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar

Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
İlkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar”

Hepimiz biliriz bu şiirden bir kaç mısra da olsa. Hepimizin sevgisi acımıştır bir zamanlar ya da tam da bugün acıyor. Turgut Uyar bu güzel şiiri belki bıçak kesiği gibi kalbi kanarken, mutsuzluğunun en yoğun anında yazmıştır. Yoksa şu güzel mısra nasıl çıkardı ortaya: Sevgim acıyor!

Turgut Uyar 22 Ağustos 1985 yılında vefat ederek tarihe gömülür. Ardında Türk Edebiyatının en güzel şiirlerinden bir demet bırakır. Okudukça kendinizden bir şey bulduğunuz, hiçkimseyle döğüşemeyenlerin, sevgisi acıyaların, göğe bakma durağında bekleyenlerin şairi olmuştur Turgut Uyar.


1-Göğe Bakma Durağı

turgut uyar

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları  da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here