Ben Orhan Veli... diye başlar bir 1940’ın güzel bir Nisan günü yazdığı otobiyografik nitelikteki bir şiirine Edebiyatımızın Büyük Şairi. Öyle çok da merak edilecek bir hayatı olmadığını anlatıp, sizler gibi sıradan, sizler gibi insan, sizler kadar iyi, sizler kadar kötü birisiyim demeye getirdikten sonra şöyle bitirir:

” Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır…
Amma ne lüzum var hepsini sıralamıya?
Onlar da bunlara benzer. “

ORHAN VELİ KANIK
Orhan Veli Kanık ve Garip

Orhan Veli, şiiri hudutlarının ötesine taşıyan, kafiyeden, ölçüden, büyük ve ağdalı cümlelerden kurtaran, büyük aşklar, büyük olaylar, büyük insanlar için değil, o hiç yaşamamış gibi ölen sıradan insanlar için yazan, şiiri kolundan tutup sokağa çıkaran, şiire şapka giydiren şairdir.

Orhan Veli
Orhan Veli 1914-1950

Kafiyeye savaş açmıştır açmasına ama büyük bir ironi olsa gerektir ki Aşiyan Mezarlığı’nda bulunan kabrinde bulunan Abidin Dino’nun tasarladığı mezar taşında bile kafiye peşini bırakmamıştır:

Orhan Veli: 1914 – 1950

Lafı daha fazla uzatmadan Türk Edebiyatı’nın en büyük şairlerinden olan Orhan Veli‘nin birbirinden güzel 10 şiiri ile devam edelim. Madem merak ettiniz hususi hayatını o halde ilk şiir size gelsin: Ben Orhan Veli!


10-Ben Orhan Veli

Orhan Veli

Ben Orhan Veli
“Yazık oldu Süleyman Efendiye”
Mısra-ı meşhurunun mübdii..
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvelâ adamım, yani
Sirk hayvanı falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.

Evde otururum,
Masa başında çalışırım.
Bir anne ile babadan dünyaya geldim.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar’ın
Ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Bayılırım
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.

Yayan dolaşırım,
Mütenekkiren seyahat ederim.
Oktay Rifat’la Melih Cevdet’tir
En yakın arkadaşlarım.
Bir de sevgilim vardır pek muteber;
İsmini söyleyemem
Edebiyat tarihçisi bulsun.

Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Meşgul olmadığım “ehemmiyetsiz”
Sadece üdeba arasındadır.

Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır…
Amma ne lüzum var hepsini sıralamıya?
Onlar da bunlara benzer.

İşte kendini ne güzel anlatmış Büyük Şair! Fakat biz O’nun bu güzel şiiriyle yetinmeyeceğiz. Naçizane bir şeyler söylemeye çalışacağız Orhan Veli Kanık’a dair. Şiirleri gibi kısa ama yine şiirleri gibi dopdolu hayatına dair…

Orhan Veli 13 Nisan 1914’te, İstanbul’da Beykoz’a bağlı Yalıköyü’ndeki İshak Ağa Yokuşu’ndaki Çayır Sokak 9 numaralı konakta, İzmirli tüccar Fehmi Bey’in oğlu Mehmet Veli ve Beykozlu Hacı Ahmet Bey’in kızı Fatma Nigar Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldiğinde ailesi ona, “Ahmet Orhan” adını verdi. Kanundan sonra ise, aile “Kanık” soyadını aldı. Ancak Soyadı Kanunu’ndan önce, babasının adındaki Veli’yi sahiplenecek ve zamanla Orhan Veli olarak tanınacaktı.


9-Macera

orhan veli kanık

Küçüktüm, küçücüktüm,
Oltayı attım denize;
Bir üşüşüverdi balıklar,
Denizi gördüm.

Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
Kuyruğu ebemkuşağı renginde;
Bir salıverdim gökyüzüne;
Gökyüzünü gördüm.

Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine,
İnsanları gördüm.

Ne yârdan geçerim, ne serden;
Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama…
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.

Oymuş, diyorum, zavallı şairin
Görüp göreceği

“Para kazanmak gerekti / Girdim insanların içine / insanları gördüm” Zavallı diye nitelediği şairin insanları en ilkel duygularına kadar gördüğü, tanımladığı ve belki de “Şair” olmasına katkıda bulunduğu, hamur gibi yoğurduğu o dönemi de içeren yaşamını bir “Macera” diye adlandırması sizce de güzel değil mi? Hayat bu, bir maceradan daha fazlası değil belki de.

Çocukluğu Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir’de geçti Orhan Veli‘nin. Önce Akaretler’deki Anafartalar İlkokulu’nun ana sınıfına başladı. Birinci sınıfa başlaması gerektiğinde ise, bu okuldan alındı ve Galatasaray Lisesi’ne yatılı eğitime verildi.

Babası, Ankara’daki görevine başlayalı 2 yıl olmuştu. Babası daha fazla ayrı kalmalarını istemedi ve Orhan Veli’nin Galatasaray Lisesi’ndeki kaydı, dördüncü sınıfı tamamlamışken, alındı ve Orhan, annesiyle Ankara’ya taşınarak Gazi İlkokulu’na kaydoldu. Bir yıl sonra 1926’da da Ankara Erkek Lisesi’ne kaydoldu.

Orhan Veli, 1932’de liseden mezun oldu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü’ne kaydoldu. 1933’te Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyeti’ne başkan seçildi. 1935’e kadar devam ettiği okulu ise mezun olmadan bıraktı. Bir yandan da, Galatasaray Lisesi’nde öğretmen yardımcısı olarak çalışıyordu. Bu göreve 1 yıl daha devam etti.


8-Dedikodu

Orhan Veli
Orhan Veli kardeşleriyle…

Kim söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksek kaldırımda, güpe gündüz?
Melahat’i almışım da sonra
Alemdara gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galataya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Mualla’yı sandala atıp,
Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?

Hatırlıyor musunuz bu şiiri, bu sözleri, bu mısraları bir yerden? 1993 yılında Uzay Hepari‘nin besteleyip Levent Yüksel’in söylediği “Dedikodu” şarkısından mesela? En güzel şiir uyarlamalı şarkılardan birisidir bence. E hadi bırakalım şuraya belki dinlemek istersiniz.

Orhan Veli, edebiyat ile tanıştığında henüz ilkokul sıralarındaydı. Daha çocuk yaşlardayken yazdığı bir öykü “Çocuk Dünyası” adlı dergide yayımlandı ve edebiyat dünyasına küçük ve cesur bir adım atmış oldu.

Yedinci sınıftayken Oktay Rıfat ile tanıştılar. Birkaç yıl sonra da Halkevi’nde düzenlenen bir müsamere sırasında Melih Cevdet ile tanıştılar. Hayatının sonuna kadar sürecek dostlukları böyle başladı. Zamanla güzel bir üçlü oluşturacaklardı. Liseye başladığında ise, Edebiyat Öğretmeni, Ahmet Hamdi Tanpınar’dı. Tanpınar, Orhan Veli’nin edebiyatının yön bulmasına katkı sağladı. 


7-Bedava

Orhan Veli
Sabahattin Ali ve Orhan Veli

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

İşte Orhan Veli. Beyoğlu’ndan Galata’ya inen sokaklarda rastlayabilirdiniz ona. Paltosu, şapkası ve muhtemelen dudaklarında bir sigara. Kim bu karşıdan gelen avare derdiniz muhtemelen. Dünyadan elini eteğini çekmiş, her halinden bırakın da yaşayalım diyen birini görürdünüz. Peki ya bu ironi dolu Bedava şiirine ne demeli. Hangi şair, hangi yazar toplumsal gerçeklikten uzak durabilir ki zaten. Bedava yaşıyoruz…Bedava!

“Varlık’ın şiir kadrosu yeni ve kuvvetli genç imzalarla zenginleşmektedir. “Aşağıda dört şiirini okuyacağınız Orhan Veli, şimdiye kadar yazılarını neşretmemiş olmasına rağmen olgun bir sanat sahibidir. Gelecek sayılarımızda onun ve arkadaşları Oktay Rifat, Melih Cevdet ve Mehmet Ali Sel’in şiirimize getirdikleri yeni havayı daha iyi belirtecektir”

1936 yılında Varlık Dergisi okurlarına sonraları Türk Şiiri’ne damgasını vuracak kafadarları bu şekilde tanışmıştı. Orhan Veli ismi artık edebiyat çevrelerinde duyulur, tanınır hale gelmişti. Varlık Dergi’sinde o gün için bahsedilen dört şiir ise Ebabil, Oaristys, Eldorado ve Düşüncelerimin Başucunda’ydı.


6-Pazar Akşamları

Şimdi kılıksızım, fakat
Borçlarımı ödedikten sonra
İhtimal bir kat da yeni esvabım olacak
Ve ihtimal sen
Yine beni sevmeyeceksin.
Bununla beraber pazar akşamları
Sizin mahalleden geçerken,
Süslenmiş olarak,
Zannediyor musun ki ben de sana
Şimdiki kadar kıymet vereceğim?

Eskisi kadar kıymet vermediğimiz şeyleri düşününce küçük dağlar devrilir içimizde sanki. Birbiri ardına gelen rüyalardan başka bir şey değil hayat galiba. Bir sürü ihtimalden bir tanesini seçip yaşıyoruz. Her ihtimalde dahi bizi yine sevmeyecek olanlar da yok değil. Olsun. Borçlarımızı ödedikten sonra bir ihtimal yeni bir esvab alacağız, süslenip bizi sevmeyenlerin mahallelerinden geçeceğiz. Ve…Yine bir ihtimal biz de şimdiki kadar kıymet vermeyeceğiz bazı şeylere. Gelir mi o pazar akşamları, ne dersiniz?

Böyle tanımlıyor Melih Cevdet Anday Garip şiirini ve neden 1941 yılında Orhan Veli ve Oktay Rıfat ile birlikte çıkardıkları ve Türk Edebiyatı’nda deprem etkisi yaratacak kitaplarına “Garip” ismini verdiklerini.

Alaya alınır şiirleri. Garip’senir. Kabul görmez. Yadırganır ve hatta edebiyat çevrelerince dışlanır. Edebiyatımızın usta öykücüsü ve Orhan Veli’Nin de arkadaşı olan Sait Faik Abasıyanık bakın ne diyor Orjan Veli için: Üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair…


5-Kitabe-i Seng-i Mezar

Orhan Veli

I

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah’ın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendiye

II

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa olduğunu alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

III

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yaz işiyle:
‘Ölüm Allah’ın emri,
‘Ayrılık olmasaydı.’

İşte bir zamanlar dillere pelesenk olan bize bizi anlatan, koca bir ömürdeki en yalın hüznü dört kelimeye sığdıran “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye” deyimi. Evet “deyim” diyoruz çünkü Orhan Veli‘nin bu muhteşem şiiri yazın dünyamızda neredeyse deyimler sözcüğüne girecek kadar iz bırakan bir tanıma dönüşmüştü. Hayat basittir aslında, ona büyük anlamlar yüklemeye ne gerek var der gibidir. Doğarsın, yaşarsın ve ölürsün. İsmimiz bile kalmaz bize yadigar.

Kitabın içindeki şiirler kadar ses getiren ve nerdeyse bir manifesto niteliğinde olan Garip’in Önsözünü ise Orhan Veli yazdı. Garip akımının kurucuları olan Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat Horozcu ve Melih Cevdet Anday,  kendilerinden önce gelen hececilerin ve Ahmet Haşim‘in şiirleriyle, Nâzım Hikmet’in toplumcu-gerçekçi şiirlerini reddettiler.

Garip kitabında yer alan ve yukarıda okuduğunuz “Yazık Oldu Süleyman Efendi’ye” şiiri büyük tartışmalara sebep oldu. Bu mısrayı kimileri şiddetle eleştirirken, kimileri daha da ileri gidip mısraların çalıntı olduğunu iddia etti. Bir diğer grup ise Türkçede yazılmış en güzel dizelerden biri olduğunu söyledi. Tüm bu tartışmalar bu mısraların çok meşhur olmasına ve Nurullah Ataç‘ın deyişiyle  “vapurlara, tramvaylara, kahvehanelere kadar” girdi ve bir deyim niteliği kazandı. Böylece Orhan Veli‘nin belki de şiirdeki yegane hedefi olan şiirin sokaklara taşması da kendiliğinden oluverdi.


4-Bir Garip Orhan Veli

Orhan Veli
Sait Faik Abasıyanık ve Orhan Veli

İstanbul’da Boğaziçi’nde
Bir garip Orhan Veli’yim
Veli’nin oğluyum
Tarifsiz kederler içindeyim

Urumeli Hisarı’na oturmuşum
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum

İstanbul’un mermer taşları
Başıma da konuyor martı kuşları
Gözlerimden boşanır hicran yaşları
Edalım,
Senin yüzünden bu halim.

İstanbul’un orta yeri sinema
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama
El konuşurmuş, görüşürmüş bana ne

Sevdalım…
Boynuna vebalim

İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim
Bir garip Orhan Veli’yim.

Bebek sahilinde dolaşırsanız eğer orada Orhan Veli‘nin de mezarının bulunduğu Aşiyan Mezarlığı’na gelmeden Aşiyan Parkı’nda elinde kitabı ile Urumeli Hisarı‘nda oturmuş bir adamın heykelini görürsünüz. Bu şiirini vasiyet belleyen arkadaşları Orhan Veli‘yi Boğaziçi’ne nazır bir mezarlığa defnettikten sonra bu parka da heykelinin dikmişler. Bir Garip Orhan Veli.


1942 senesinde uzun bir süredir çalıştığı PTT’deki görevinden ayrılarak askerliğini yapmak üzere Gelibolu’ya gitti. 1945 yılında askerliğini tamamlayana kadar sadece altı şiiri dergilerde yayımlandı. Terhis olduktan sonra Ankara’ya giderek Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu‘nda çalışmaya başladı.

Orhan Veli Şubat 1945’te Vazgeçemediğim isimli şiir kitabını, Nisan 1945′te ise Garip‘in sadece kendi şiirlerini içeren ikinci baskısını çıkardı. Bu kitapları 1946 yılında yayımlanan Destan Gibi ve 1947’de ise Yenisi takip etti. 


3-İstanbul’u Dinliyorum

Orhan Veli

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul`u dinliyorum.

İstanbul’da bir köşe başında, seyyar bir tezgahın üzerinde, gelişi güzel yığılmış bir sürü ıvır zıvırın arasında bir dergi görüyorum. Mor renkte Varlık Dergisi’nin eski sayılarından birisi. Alt alta sıralanmış yazar, şair isimleri arasında Orhan Veli gözüme çarpıyor. Dergiyi alıp sayfalarını karşılaştırınca çok geçmeden “İstanbul’u Dinliyorum” şiiri gözüme çarpıyor. 

Şiirin ilk defa yayımlandığı 1 Haziran 1947 tarihli Varlık Dergisi‘ni elimde tutuyorum. Öğrenciyim. Cebimde üç lira, beş lira ya var ya yok. Sigara dumanının zehirlediği sarı sakalıyla karşımda duran eskiciye korkarak ve elimdeki derginin en azından benim için ne kadar önemli olduğunu anlamasından çekinerek soruyorum: Kaç lira? Kaç lira verirsen ver diyor. Cebimde ne varsa çıkarıp tezgaha atıyorum ve O daha sayarken koşar adımlarla uzaklaşıyorum. Yeteri kadar uzaklaşıp köşeyi dönünce tekrar açıyorum şiiri: İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı….

Orhan Veli 1946 yılında “böyle havalarda istifa ettim evkaftaki memuriyetten” dizelerine konu olduğu gibi Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki işinden istifa etti. Arkadaşları ile birlikte Yaprak ismini verdikleri on beş günde bir yayımlanan bir edebiyat dergisi çıkarmaya karar verdi.

Derginin devam etmesi amacıyla büyük fedakarlıklar yapan ve hatta bir ara parasızlık sebebiyle paltosunu bile satan Orhan Veli dergiyi toplam 28 sayı kadar idare edebildi. Son sayıyı çıkarabilmek için ise Abidin Dino’nun kendisine hediye ettiği resimleri elden çıkarmak zorunda kalmıştı. 

Orhan Veli şiirlerinin yanısıra toplumsal ve kültürel olaylara da dergide yer veriyordu. Derginin bir sayısında arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile birlikte yıllardır hapiste olan Nazım Hikmet için kampanya düzenlemiş ve üç günlük açlık grevine gittiklerini açıklamışlardı.


2-Kuyruklu Şiir

Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.

Ne çok şey anlatır Orhan Veli‘nin bu güzel şiiri. Ciğercinin kedisi olmak da öyle sanıldığı kadar kolay değildir hani. Her çağrıldığında, hatta çoğunlukla çağrılmadığında bile orada olmak, kuyruk sallamak, yalvaran gözlerle bakmak ve bir ömür bu minnetle yaşamak…Kolay değildir hani.

Orhan Veli 10 Kasım 1950 tarihinde Ankara’da belediyenin kazdığı bir çukura düşer ve başından hafifçe yaralanır. Bir kaç gün sonra İstanbul’a döner ve 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yediği sırada fenalaşır.

Aceleyle Cerrahpaşa Hastanesi’ne kaldırılır. Doktor Orhan Veli’nin rahatsızlığını anlayamaz ve ona alkol zehirlenmesi tedavisi uygulamaya başlar. Beyin kanaması geçirdiği anlaşıldığında ise her şey için artık çok geçtir. Edebiyatımızın usta şairi Orhan Veli 36 yaşında, 14 Kasım 1950 tarihinde vefat eder.

Şair 17 Kasım 1950 günü Beyazıt Cami’nde kılınan cenaze namazının ardından önce dostlarının omuzlarında Sirkeci’ye kadar taşınır sonra da bir otomobille Aşiyan Mezarlığı’na götürülerek buraya defnedilir.


1-Anlatamıyorum (Moro Romantico)

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

“Anlatamıyorum” diyerek sayfalar dolusu yazı ile anlatılamayacak şeyleri anlatmak bir büyü değil de nedir? Melih Cevdet, yakın arkadaşı Orhan Veli‘nin ölümünden yıllarca sonra yazdığı bir yazıda şöyle der:

Orhan Veli çok duyguluydu, ama duygusal görünmekten hoşlanmazdı. Bütün arkadaşlığımız süresince ondan aldığım başlıca izlenim budur: kendini ele vermemek ve işi şakaya vurmak. Bütün zengin ruhlar böyledir; şaka, bu zenginlikten övünmemenin başlıca umarlarından biridir.

Zaman akıp gidiyor. Büyük şairin aramızdan ayrılışı üzerinden tam yetmiş yıl geçmiş. Koskoca yetmiş yıl. Masmavi gökyüzünün altında karıncalar misali gelip geçmiş milyonlarca insan. Hala yaşıyor olmanın anlaşılmaz kibirini son nefesimizle geride bıraktığımız zaman kimler hatırlayacak bizi dersiniz? Ya yetmiş yıl sonra? 

Ah şair olmak! Yazdığın bir kaç dize ile senden yüzyıl sonra senin dizelerini okuyanın yüreğinde ateşler yakmak…Oysa seni bu güzel topraklarda Türkçe konuşulduğu müddetçe, yani dünya bir toz zerresi gibi un ufak olana kadar herkes hatırlayacak, okuyacak. İyi ki Orhan Veli var, iyi ki!


Ve Bir Fotoğraf

Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday, Şinasi Baray

FOTOĞRAF

Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi…
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar…
Babası daha ölmemiş Oktay’ın,
Ben bıyıksızım,
Orhan, Süleyman efendiyi tanımamış.

Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Oysa hayattayız hepimiz.

Melih Cevdet ANDAY

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here