Uzakta kızılçamlar, köknarlar, bodur ardıçlar. Uzakta sapsarı yaprakları ile yorgun düşmüş kayınlar…Daha uzakta çocukluğumun uçsuz bucaksız çimenlerinin serpildiği otlaklar. Yıllar öncesinde ama şu anda, bir sonbahar gününde Aksu Yaylası’ndayım.

sonbahar
Bir zamanlar evimizin olduğu şimdi eğrelti otlarının bastığı yerden bakıyorum…

Kendinizi ait hissettiğiniz bir yer vardır mutlaka. Burada yaşasam bana hiç bir şey olmaz, kimse üzemez, ayrılık bulamaz, ölüm arar durur nafile... dediğiniz bir yer…Mutlaka vardır. Bir çentik atmıştır ruhunuza. Ne kadar uzaklaşırsanız uzaklaşın hep yakınınızdadır. Kaçamazsınız bir türlü. Zaten öyle de bir derdiniz yoktur çoğu zaman. Nereye giderse gitsin, öldükten sonra nereye gömülmek istiyorsa oranın etrafında dönüp dolaşır insan bence. Ya da sadece ben mi öyleyim bilmiyorum.

sonbahar
Oluğa su getirmeye giderken nasıl da korkmazmışım bu ağaçların arasında..

Çocukluğumun yazları hep burada geçti. Gölgelerin çam boylarını aştığı sonbahar ikindilerinden hep korktum şehre geri dönme vakti geldiği için. Şimdi, yıllar sonra yine bir sonbahar vaktinde geri döndüğümde her köşe başında çocukluğuma dair bir şeyler arıyorum. Çam kabuğundan yaptığım kamyonum, deredeki taze kiraz fidanlarını kesip yonttuğum sopam, annemin panayırdan aldığı Superman çıkartmalı pantolonum… Hepsini bir çam ağacının altında, eğrelti otlarının, yayla çiçeklerinin arasında buluverecekmişim gibi.

İşte Deresökü dediğimiz yer…

7-8 yaşlarındayım. Yayla yolundan sapan bir jip ağır ağır evimizin yanına kadar yaklaşıyor. İçinden iki adam iniyor. Yeşil üniformaları, simsiyah meşin çizmeleri, kocaman general şapkalarıyla ne de heybetliler. Büyüyünce ben de ormancı olacağım. Kaç basar bu jip? Şapkaları her yıl yeniliyorlar mıdır? Kaç kalemleri vardır ormancıların? Ya şu saman yapraktan kağıtlar? Tabanca da veriyorlar mıdır? Dedemin bin sayfalık “Orman Kanunu” kitabını da bu adamlar mı yazdı? Bir ormancı maaşıyla her ay bir inek alınabileceğini duymuştum bir keresinde! Kaç inekleri vardır bu amcaların? Büyüyünce…Ah bi büyüsem…

Arkası gerçek mi, yoksa bir fotoğraf stüdyosundaki sonbahar fonu mu?

-Adın ne senin?

-Ali

-Ali Dayı’nın torunu musun?

-Evet

-Deden nerde?

-Ormana gitti, odun kesmeye…

-Ne tarafa?

Hiç duraksamadan dedemin gittiği tarafı gösteriyorum. Yarım saat sonra dedem, omzunda balta asılı, takkesi yana düşmüş, üstü başı çamur, ormancıların arasında çam ağaçlarının arasında beliriveriyor. O an anlıyorum general şapkalı adamların dedemi neden sorduklarını. Çocukluğumun ilk ızdırabı işte orada başlıyor. Koşarak eve gidip hüngür hüngür ağlıyorum. Dedemin odunları ocak başında yığılı duruyor. O akşam yanan sobaya bir türlü yaklaşamıyorum utancımdan.

Seviyorum sonbaharın renklerini…

Birdenbire büyüdüm. Evet birden bire! Dedem öleli yirmi sene oluyor. Baltası köydeki evin direklerinden birine asılı. Orman kanunu kitabı evde tek gözlü cam vitrinde öylece duruyor. Ben büyüdüm. Birden bire büyüdüm! Birden bire. Nasıl? Nasıl yahu?..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here